ANASAYFA

KİTAPLAR

DOSYALAR

Z. DEFTERİ

İLETİŞİM
Arama
Üye Girişi
Üye Olmak İçin Tıklayınız!
Kendinize yabancılaşmanız başladığında dünyaya yabancılaşmanız sona erer... Duvar Yazısı


Psk.Olcay Tüzün

ANAOKULUNU SEÇERKEN
20.02.2010 20:51

Olcay Tüzün, 2005 yılında Uçan Balon'da psikolog olarak görev aldı. İst.Ün.Psikoloji mezunu ve halen uzmanlık eğitimini sürdürmekte olup bir klinikte part time danışmanlık yapmaktadır.

Dil becerilerini kazanabilmiş çocukların ailelerini ve çevrelerindeki insanları hayrete düşürebilecek sorular sorduklarına pek çok kere şahit olmuşsunuzdur. “Deniz neden mavi?”, “Kızlar niye etek giyiyor?”, “Ben nasıl doğdum?”, “Ay canlı mı?”, “Kediler niye konuşmuyor?” vb. sorularla köşeye sıkıştığınız duygusuna da kapılmışsınızdır. Aslında tüm bu sorular kendisi dışında bir dış dünyanın var olduğunu fark eden küçük çocuğunuzun “neler olup bittiğini” kavramaya yönelik çabasından kaynaklanmaktadır.

Çocukların hareket edebilmeye başlamaları ile birlikte etraflarındaki tüm eşyaları karıştırdıklarını, orasını burasını çektiklerini, sağa sola fırlattıklarını bilirsiniz. Henüz dil becerileri fazla gelişmemiş ve hareket kapasitesi sınırlı olan çocuk, dünyayı tanımaya önce yakın çevresiyle başlar. Eşyaları ağzına götürür, sert mi/yumuşak mı diye bakar. Yere fırlatıp çıkardığı sesi, dayanıklılığını kontrol eder. Eline aldığı nesneyi tanımaya ve onu zihninde bir yere yerleştirmeye çalışır. Dil becerilerindeki ve motor faaliyetlerindeki artma ile ise sınırlar genişler, haliyle çocuğunuzun merakı da artar. Yeni gördüğü her şeyi büyük bir hayretle inceler. Onu algılamaya ve anlamlandırmaya çalışır. Üzerine sorular sorar.

Bu dönemde çocuğunuz karşılaştığı tek şey de nesneler değildir elbette. Gittikçe daha fazla sosyal ortamlarda bulunmaya başlar. Artık “komşu teyzesi” ve “komşu teyzesinin çocuğu” vardır. Oyuncaklarını paylaşması gerektiğini öğrenir. Bir şeyi almaya kalktığında “izin” de istemesi gerekmektedir. Yani bu arada büyükleriyle ve yaşıtlarıyla nasıl iletişim kurması gerektiğine dair kuralları öğrenmeye başlar ve bir çocuğun psikososyal gelişimi onun farklı gruplara ne kadar uyabildiği ve toplumsal kurallara ne derece uyum gösterebildiği ile değerlendirilir. Okul öncesi dönemde sosyal uyumu iyi olan çocuklar, ileri yaşlarında da bu açıdan daha az problem göstermektedirler.

Öte yandan, okul öncesi dönem çocuğun anne ve babadan yavaş yavaş ayrışmasını ve bağımsızlaşmasını da gerektiren bir dönemdir. Çünkü çocuk artık ilk doğduğu zamanki gibi yoğun bir bakıma muhtaç değildir. Acıktığı zaman bunu sözel olarak ifade edebilir, tuvalet becerilerini kazanmıştır, kendi kendine giyinebilir, istediği gibi evin içinde dolaşabilir vs. dolayısıyla çocuğun tüm ihtiyaçlarının artık ebeveynler tarafından karşılanması gerekmemektedir, aksine bunları kendi başına yapabilmeyi öğrenmesi gerekir.

Bu aşamada okul öncesi eğitim kurumları ailelerin yükünü hafifletmektedir. Bu kurumlar çocuklara yapılandırılmış, kuralları belli olan bir ortam sunar. Çünkü bu ortam içinde neyin yapılabilir neyin yapılamaz olduğuna dair belirli sınırlar vardır. Çocuklar geçen zamanla birlikte kuralları öğrenmeye ve uyum göstermeye başlarlar. Dolayısıyla burası çocukların sosyalleşmelerinin ilk basamağı olmaktadır. Öte yandan değişen ortamla birlikte çocuklar yeni kişiler tanırlar ve yeni davranış örnekleri edinirler, bu durum onlara çeşitli davranış kalıplarını deneme ve ortama uygun olanını seçebilme şansını tanır. Bir ev ortamından daha fazla amaçlı aktivitede bulunabildikleri bu ortam, çocukların çevrelerini kavramaya yönelik meraklarının tatmin olmasını ve sürekli işleyen zihinlerinin yeni bilgilerle dolmasını sağlarken onların hem sosyal gelişimlerine katkıda bulunmakta, hem de ilkokula geldiklerinde uyum problemi yaşama ihtimallerini ortadan kaldırmaktadır.

Müzik, resim, dans gibi özel aktivitelerle desteklenen bir okul öncesi eğitim dönemi çocuğun bu alanlara ait yeteneklerinin erken keşfini sağlarken, istekleri doğrultusunda kendilerini geliştirebilmelerine de olanak tanır. Dolayısıyla okul öncesi eğitim, çocuğun içine doğduğu kültüre olan uyumunu kolaylaştırıcı bir özellik oluştururken, ailenin çocuğunu daha iyi tanımasını ve ona “daha iyi bir geleceği” nasıl sağlayabileceğini fark etmesini kolaylaştırır. Öte yandan bu süreç içinde çocuğun da kendine dair farkındalığı da giderek artmaktadır.Bu da demektir ki çocuğunuz –belki de bilinçsiz bir şekilde- kendi geleceğine olumlu bir yatırım yapmaktadır.


Bu yazı toplam 3283 defa okunmuştur.




Yazarlar
Doğan Cüceloğlu
Pınar Çelebi
Psk.Olcay Tüzün
Nejat Çetinok
Oktay Şenol
Uçan Balon
Şubelerimiz
İnteraktif
Faydalı Linkler
RSS


www.ucanbalon.com.tr © 2008 Bütün hakları Uçan Balon Çocukevi'ne aittir.   Tasarım ve Programlama = 1Turk İnternet Hizmetleri