
Yemeyip yedirdiğimiz, içmeyip içirdiğimiz, giymeyip giydirdiğimiz çocuklarımız… Karşılıksız yatırım yaptığımız, üzerlerine titrediğimiz, sarıp sarmaladığımız çocuklarımız… Ayaklanıp ilk adımlarını attıklarında, sevincimizi tüm ailemizle paylaştığımız çocuklarımız… İlk kelimelerini hayat boyu aklımızda sakladığımız çocuklarımız… Peki, nasıl büyüteceğiz onları?
Zaman zaman velilere şu soruyu sorarım:
“Dört-beş yaşınızdayken aklınızda kalan bir anınızı anlatır mısınız?”
Genelde ya yere düştükleri bir zamanı anlatırlar ya da yedikleri bir sopa olur akıllarına gelen. Neden? Belki fazla alternatif yoktu da ondan.
Elbet kimse çocukluğundan kopmak istemez. Ama bir çocuğun büyüme evreleri kopuk kopuktur. Bilgisayarlarımızda disk birleştirici bir program vardır, bilgisayarımızın daha hızlı işlemesi için arada bir bu programı kullanırız ki aradaki boşluklar kapansın. Belki bu şekilde, çocuklarımızı yetiştirmek de, bilimsel ve duygusal bir program olmalıdır ve çocukluğun her dönemi birbirine sağlam köprülerle bağlanmalıdır.
İşte bu köprülerden birisi de tiyatrodur.
Bir sihirdir tiyatro ve çocuklar sihri sever. Bir oyundur tiyatro ve çocuklar oyunu sever. Şirin bir görselliktir tiyatro ve çocuklar şirin olanı görmeyi sever. Tiyatronun bir parçası da müzikle anlatımdır ki; çocuklar müziği sever. Tiyatroda bazen hayvanlar, bazen bulutlar, bazen güneş, bazen ağaçlar konuşmaz mı? İşte çocuklar bunların hepsini çok sever.
Hangimiz bir oyunu seyrederken, “Haayyııırr!” ya da “Orada, orada, orada!” diye bağırır, oyuna müdahale etmeye çalışırız. Hangimiz kızdığımız bir oyuncuya anında tepkimizi gösteririz. Biz bu kadar saf ve dürüst bir seyirci olabilir miyiz? Gerçekten, sadece geçmişte kalan ve unuttuğumuz bu duyguyu görmek için bile çocuğumuzla bir “Çocuk Tiyatrosu”na gitmemiz, onun o halini gözlemlememiz gerekir.
Çocukken büyüklerimizin bize aldığı, almadığı veya alamadığı ya da şimdi bizim çocuğumuza aldığımız herhangi bir şey değildir tiyatro. Çocuk tiyatrosu, çocuğumuza içirdiğimiz su kadar gerekli ve karşılanması gereken bir ihtiyaçtır. Vücudumuzun 2/3’ü suysa, artık siz düşünün gerisini…
Unutmamalıyız ki, ülkemizde hala değeri anlaşılmayan sanat, çocuğumuzun gelişme çizgisindeki en önemli rehberlerden birisidir. Tiyatro ise sanat kavramının anlaşılmasındaki yükü taşıyan bir asker, bir hamaldır. Bir Ana gibi doğurgandır; içinde her şeyi barındıran; insanı, çocuğu gibi seven...
Çocuğumuzu ilerde nasıl görmek istiyoruz? Yaratıcı? Üretken? Empati yapabilen? Bilinçli? Dengeli? Demokratik? Yardımcı? Paylaşımcı? Hakçı? Sosyal? Dinleyici? Konuşmacı? Özgür? İfadeci? Dürüst? Anlayışlı? Çalışkan? Kazanan? Düştüğünde kalkabilen? Gören? Soran? Bilinçli? Hümanist? Doğayı seven? Hayvanları seven? Natürel?
Soruyu tekrar mı sorsak: Çocuğumuzu ilerde nasıl görmek istiyoruz? Öğretilmesi gereken bunca erdemin yükünü nasıl kaldıracağız?
Bilinmelidir ki; tüm bu akla gelenler, çocuk tiyatrosunun asal temalarıdır. Çocuk oyunları bu temeller üzerine oturtulur.
Yine bilinmelidir ki; sahnede, hayatla ilgili her şeyle ilgilenilir. Çocuk tiyatrosunda; sizin anlatmakta güçlük çektiğiniz, çocuğunuzun sosyalleşmesindeki en temel konular, oyunla anlatılır.
Peki, bir oyuna gittiğinizde nelerle karşılaşırsınız?
Çocuğunuzla beraber bir oyuna giderken, onun sizinle paylaşacağı çok şeyi olur. Önce bir yolu sizinle beraber kat etmekten haz duyar çocuğunuz. Salonun fuayesine girdiğinizde, diğer afişlere, resimlere, oyuncu kadrosuna bakarsınız; bilet alırsınız, çocuğunuz onun için para harcadığınızı görür ve oturacağınız koltuğu ararsınız. Çocuğunuza koltukta nasıl oturulması gerektiğini anlatırsınız belki! Anonslara kulak verir, cep telefonunuzu kapatırsınız. Işıklar kararır! Sahne aydınlanır! Kendinizi, oyunu seyrederken bulursunuz. Oyun sırasında çocuğunuzun anlamadığı bir yer olursa, fısıltıyla açıklarsınız, hoşunuza giden yerlerde dayanamaz alkışlarsınız. Birinci perde bittiğinde ara verilir. İhtiyaçlarınızı giderir, o ana kadarki bölümü değerlendirirsiniz. İkinci perdeyi seyrederken çocuğunuzun birinci perdeye göre daha tecrübeli olduğunu apaçık hissedersiniz. Oyun biter ve oyuncuların performanslarını alkışlarsınız. Tiyatro salonundan çıkıp eve giderken çocuğunuz tüm oyunu size anlatmaya çalışır, siz de onunla beraber ve onun için her şeyi tekrar gözden geçirirsiniz. Oyundaki erdemlerin, mesajların ve uyarıların altlarını bir daha çizersiniz. Çocuğunuzla nasıl bu kadar konuşabildiğinize şaşırır; konuşur, konuşursunuz…
O gün; o tiyatro günü; çocuğunuza ait, çocuğunuzla geçirdiğiniz ve hatta size çocukluğunuzu anımsatan değerli bir gündür artık...
Bu yazı toplam 2052 defa okunmuştur.