
Oyun, her insanın hangi yaşta olura olsun vazgeçemeyeceği bir tutkudur. Yolda yürürken, yere tebeşirle çizilmiş bir seksek oyunu gördüğünüzde, çocukluğunuz aklınıza gelip büyük bir şevkle karelerden zıplayarak geçtiğiniz olmuştur ya da bir lunaparka gittiğinizde en az çocuklar kadar yetişkinlerin de çarpışan otomobillere binip kahkahalar içinde kendilerinden geçtiklerine şahit olmuşsunuzdur. Bütün bunlar göstermektedir ki, insanlar hayatlarının her evresinde oyun oynamaya gereksinim duyarlar. Çünkü oyun oynamak, insanı günlük yaşamda çevresinden aldığı uyaranların oluşturduğu gerilimden kurtarır.
Günlük hayatın stresi içinde yetişkinler bile oyuna gereksinim duyarlarken, oyunun çocuklar için ne kadar gerekli olduğunu tahmin edersiniz. Özellikle okulöncesi çağdaki çocuklar için oyun, hayati öneme sahiptir. Çünkü o yaşlarda çocuklar her şeyi oyunla öğrenirler.
Oyun, çocuğun dili ve etkin bir anlatım aracıdır. Çocuk, özel yaşamındaki bazı sorunlarını oyun yoluyla çözebilir ya da en derin duygu ve düşüncelerini bu yolla ifade edebilir. Örneğin, onu bırakıp işe gittiği için annesine kızan bir çocuk, oyunlarında anne rolündeki bebeğini hasta diye işe göndermeyebilir ya da onu işten kovabilir.
Oyunun başka bir yararı da, çocukta biriken enerjinin boşalmasını sağlaması ve saldırganlık dürtüsünün açığa çıkmasını engellemesidir. Çocuk, gün içerisinde ne kadar çok oyun oynar, hoplar zıplar ve yorulursa, o kadar sakin ve uyumlu olur. Aynı zamanda oyun, çocuğun kas sistemini geliştirir ve bu sayede kendine olan özgüveninin ve yeterlilik duygularının artmasını sağlar.
Bütün bunların yanı sıra oyunun büyük bir eğitimsel işlevi vardır. Çocuk, çeşitli biçim ve boyutlardaki oyun malzemesiyle oynayarak renk, boyut ve objelerin anlamları hakkında bilgi sahibi olur. İçinde yaşadığı dünyayı ve o dünyanın kurallarını öğrenir.
Ancak okulöncesi dönemde evde büyüyen çocuklar, oyunun bütün bu işlevlerinden yeteri kadar ve etkin bir biçimde yararlanamamaktadırlar. Çünkü çocuk evde sınırlı sayıda oyuncağa sahiptir. Ayrıca çocuğa bakan kişi de, ya ev işlerinden dolayı çocuğa zaman ayıramamaktadır ya da çocukla her zaman etkin bir biçimde vakit geçirememektedir. Bu nedenle de çocuk genelde tek başına oynamak zorunda kalmakta ve evin içinde oyun gereksinimini yeteri kadar tatmin edememektedir. Oysa okulöncesi dönemde çocuk evlerine giden çocuklar, gerek materyal çeşitliliği sayesinde, gerekse zengin bir sosyal çevre içinde, hem daha çok şey öğrenme ve öğrendiğini pekiştirme olanağı bulmaktadırlar, hem de akranlarıyla birlikte oynayarak sosyalleşmektedirler. Böyle bir ortamda büyüyen çocuklar, ileride daha dışadönük, girişimci, uyum kapasitesi yüksek, kendini iyi ifade edebilen, paylaşmayı bilen, yaratıcı, kişilikli ve başarılı bireyler olarak yetişmektedirler. Bu nedenle erken çocukluk eğitiminde oyunun önemini hiçbir zaman unutmamalı ve çocuğa oyun oynaması için yeterli ve gerekli zaman ayrılmalıdır.
Psk. Pınar Çelebi
pinarcelebi@ucanbalon.com.tr
Bu yazı toplam 2583 defa okunmuştur.